İrlanda Adındaki Diyarda, Bisiklet Üstünde
Ekim 16, 2011 


(fotoğraflar: Alaz Soytemiz)
Blogu güncellemeyeli amma uzun zaman olmuş! Ama hayat bu işte, bilirsiniz siz de. Ne yapacağı belli olmaz. Bir nehir gibi yatağı gün gelip suyla dolunca delileşip kendini akmaya verebilir. Onca zaman durduktan sonra damlalarla yeniden vücuda gelince çağlar, akar, coşar, taşar. Komşusu ağaçlarla, arkadaşı kurtla kuşla konuşmayı unutur, iki yanına bakmayı bırakıp gözlerini yukarılara, masmavi göğe çevirir. Bulutlar alır aklını... Hal böyle olunca kelimeler yükseklerden boşluğa bırakılan küller gibi savrulup uçuşur, yanyana gelip dizilmek nedir bilmezler, kurulamaz cümleler.
Vaziyetler aynen böyleydi işte. Bu yüzden yazamadım, yazmadım. Aklım bir karış havada, ayaklarım pedallarda, 3 yıl sonra yeniden bisiklet üstünde yollarla beraber akmaktaydım.
Yukarıdaki fotoğraflar İrlanda adındaki harikalar diyarından. Ağustos ayında küçük bir kısmında gezinme şansı bulduğum Avrupa'nın en batısından Atlantik okyanusunun enginliğine açılan o küçük adadan.

Üzerinde 3 milyon güzel insanın yaşadığı bu adada bisiklete binmek insanı sarhoş eden bir zevk. Ana yollarda dahi trafik rahatsız edici değil. Motorlu taşıtları kullananları çoğu gündelik hayatlarında da bisiklete bindiklerinden yolda teker üstünde gidenin halinden anlıyorlar. En genel haritalarda bile belirtilen tali yollarda gittiğinizde ise trafiğin yoğunluğu iyice azalıyor. En ıssız yerlerde dahi yol ayrımlarına geldiğinizde tabelalar sayesinde kaybolmuyorsunuz. Kimi yollar da manzarası ya da doğal güzelliği açısından bisikletliler için ayrıca çekici olabileceğinden ayrı bir tabelayla daha işaretleniyor. (bkz. yukarıdaki direk)
Lafı gelmişken söylemekte fayda var: Türkiye'de bisiklete binmek nereseyse garipsen bir hareket olsa da Avrupa'da ve dünyanın geri kalan birçok yerinde insanlar hem şehir içinde huzurla yaşayabilmek, trafik yoğunluğunu, karbon salımını ve dolayısıyla küresel ısınma üzerindeki insan etkisini azaltmak, hem de spor yapmak, sağlıklı olmak ya da bazen sadece güzel görünmek için bisiklete binip duruyor.
Şehir içinde ulaşım aracı olarak bisiklet kullanmak çoğu ülkede oldukça olağan, gündelik bir aktivite. İnsanlar evlerinden işlerine bisikletle gidip geliyor. Ama bunun haricinde -bizim gibi- uzun mesafeleri bisikletle katetmek isteyen ve turistik amaçlarla bisikletle seyahat eden de çok sayıda insan var.
Bisikletle seyahatin yaygınlaşması için devletler ve kuruluşlar da çaba gösteriyor. (Mesela İrlanda'da bisiklet aldığınızda bunun için harcadığınız tüm parayı vergiden düşebiliyorsunuz) Bunlar içinde en dikkate değer olanı Avrupa Bisikletliler Federasyonu'nun oluşturduğu EuroVelo adındaki, kıtanın tamamını bir baştan bir başa dolaşmaya olanak tanıyan bisiklet yolları ağı. Bu ağa dahil olan tüm rotalar bisikletliler tarafından denenmiş, uzunlukları ve zorluk dereceleri belirlenmiş güzergahlardan oluşuyor. Yandaki harita bu konuda size bir fikir verebilir. Üzerine tıklarsanız, EuroVelo rotalarını ve yol özelliklerini inceleyebilirsiniz.
Son olarak gelelim tavsiyelere: Eğer bir zaman İrlanda'ya gitmeye karar verirseniz bunu Electric Picnic adlı festivalin düzenlediği tarihe getirin. Dublin'e 1 saat uzaklıktaki, etrafı ormanlarla çevrili dev bir çayırlık alanda düzenlenen bu 3 günlük festival gerçekten görülmeye değer. Bu sene ana sahnede çıkan grupları aşağıdaki görselde görüyorsunuz, müzik konusunda zaten diyecek pek fazla laf yok. Ama festival deneyimi salt müzik dinlemenin çok ötesinde. Sadece Avrupa'nın en 'yeşil' organizasyonu olması açısından bile dikkate değer. ( 1 torba dolusu çöp toplayıp atık noktalarına getirene bedava bira verildiği, güneş panelleri, slow food ve adil ticaretle elde edilmiş ürünlerle dolu standların, hatta küçük ölçekli örnek bir permakültür bahçesinin bile olduğu bir festivalden bahsediyoruz!) Meraktan yerinde duramayanlar aşağıdaki görsele tıklasın diyor esenlikler diliyoruz. (Bir sonraki yazı: 'Çek Ülkesinde Çalıştay Macerası'... artık hiç bekletmeden, pek yakında)





Reader Comments (2)
Yazdim yazdim, internet baglantim gitti, yazdikarim da gitti galiba, ilki hukumsuzdur :)
Demistim ki...
Bir zamanlar yasadigim komsu ada Ingiltere'yi ozlemedim dememe ragmen ozledigimi hatirlatti bu fotograflar...
Bir arkadasim isine gitmek icin, Cambridge yakinlarindaki bir koyden 1,5 saat bisiklete binerek tren istasyonuna gelir, bisikletini katlar, trene binip Londra'ya gider, donuste de gene ayni sekilde tren ve 1,5 saat bisiklet surdugu yoldan donerdi. Ustelik bunu gunesli havada degil, kar, buz, yagmura ragmen yapardi. Ingiltere'nin sogugu da Turkiye, haydi o kadar genellemeyelim, Istanbul ile kiyas bile kabul edilemeyecek kadar soguktu. Temmuzda kalorifer yaktigimizi bilirim, o derece!
MS'un Cambridge'deki sirketinin en ustteki adami diyeyim, begde CEO, genel md vs kavramlari karisti artik. O adam ki, ustu yok iste... Sato benzeri evinde yasarken, helikopterler, ozel ucaklar emrine amade iken, bisikleti ile ise gider ve donerdi. Calisanlarina firma bisiklet temin ederdi.
Benim kisa bir donem danismanligini yaptigim universiteye bagli kurum da bizler icin gene ayni sekilde bisiklet temin etmisti. Ayrica araba paylasim sistemleri de vardi.
Gelelim Turkiye'ye...
Ben kaldirimda bile yuruyemiyorum ki! Ya duzgun olmayan taslar pusu kuruyor, ya kaldirim ortasina dikili agaclar ya da daha beteri kaldirim ortasina park etmis arabalar. Kaldirimlar o kadar dar ki, cocuk arabasiyla gecme hayalimden vazgectim, yan donerek bile zor geciliyor zaman zaman! Iki kisi karsilikli gecemiyor kaldirimdan.
Hal boyle iken bisiklet yolu hayal bile edemiyorum ben!
Oysa bu kadar mi zor? Sadece biraz dikkat, biraz isbilir/isbitirir olmak gerek. Bunu yaparken kendi cebini degil halki dusunmek gerek....
Bir dokundun, bin ah isittin iste :) O guzel fotograflar aldi aklimi basimdan, ben masumum :P
Bizi habersiz birakmayin olur mu?
Sevgiyle...
Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun bize gezip görüdüklerinizi anlatın derler ya :) Eline, ayağına ve de kalemine sağlık İrem. Darısı gelecek maceraların başına.
Yurt dışında bisiklete dair yapılanların çoğunu sen özetlemişsin. Bunlara ilaveten bir de bisiklet paylaşım sistemi (bicycle sharing system) denilen bir uygulama var ki akla ziyan :) Yalnız insanların mayasında var sanırım birşeyleri hoyratça kullanmak. Hollanda'da paylaşılan bisikletleri belediye her defasında nehirden topluyormuş. İnsanoğlu işte, ne yapsan yaranamazsın.
Konu bisiklet olunca Türkiye'de geçen bir yol macerası önereyim istedim (http://bikinginturkey.blogspot.com/). Bir de televizyonda denk geldiğim bir isim Yalçın Cihangir. Bu kişi de bisiklet tasarımcısı imiş Hollanda'da. İlginç tasarımları var. Düğün arabası olarak bile kullanılıyormuş üstelik :)
Enseyi de karartmayalım. Yolumuz izimiz henüz yetersiz olsa da bisiklet konusunda "karne geçme hediyesi"nin ötesine geçilmeye başlandı kanımca. Bebeğini alıp yola düşenler, hatta ve hatta Turkuvaz mayomuz bile var :) Bu arada "yavaş şehir" Seferihisar'da karnesi iyi olanlara belediye bisiklet hediye edip, bisikletin yaygınlaşmasına çalışıyormuş. Ve umalım Çinliler bisikletten vazgeçmesinler :) İşte o zaman vay halimize.